LIVE
Loading live headlines…
Home Trending World Technology Entertainment Gaming Sports Music Science Lifestyle Business About Contact
c/bover by u/astaresiya 1h ago

Varlığımız İnkâr Edilse de Vardık, Varız, Var Olacağız

1 upvotes 0 comments
![](https://lemmy.world/pictrs/image/4f8e7e4c-a123-4a86-89f1-8cfa774505c0.webp)

18 Mayıs 2026Tolga GüneyBellek, Forum
19 Mayıs kimilerine göre Gençlik ve Spor Bayramı, kimilerine göre “kurtuluş” savaşının başladığı tarihken kimilerine göre de acının, kırımın tarihi. O gün sokaklara ellerinde Türk bayraklarıyla çıkanlar, o bayrağa bulaşan kanı bir masalla bastırmaya çalışıyor. Abdülhamit ile başlayan Talat ile devam eden ve Mustafa Kemal’le son noktası koyulan “Anadolu’nun Türk Yurdu” haline getirilmesi amacı, 2 buçuk milyon Hristiyan’ın katledilmesi, yüz binlercesinin de binlerce yıllık yurtlarından koparılmasıyla sonuçlandı. Kökleri bu topraklarda olan Helenler, Ermeniler, Süryaniler zorla yerinden edildi, katledildi, mallarına el konuldu. Talat’ın hayaleti hep bu topraklar üzerinde dolaştı, coğrafyanın heterojen yapısını bozan ve Türk-Müslüman homojen bir yapı haline getiren anlayış, cumhuriyet tarihi boyunca da buna devam etti. Koçgiri, Dersim, Ağrı isyanlarını kanla bastırdı, Maraş, Çorum, Gazi’de Alevileri, 1 Mayıs 1977’de işçilerin kanı üzerine yapısını korumaya çalıştı.

Hristiyan nüfusa yönelik ilk tehcir (sürgün) ise 1911’de Rumlara yönelik gerçekleştirilirken, Talat’ın hayalini kurduğu Türkiye’nin kurulması için 1916 yılından itibaren ise iki yıl sürecek “Rumların Tehciri” ile bu süreç devam etti. Resmi tarihe göre “Milli Mücadele”nin başlangıcı kabul edilen 19 Mayıs 1919 tarihi ise Pontoslu Rumlar için acı, hüzün, işkence, ölüm; SOYKIRIM demek oldu. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919 tarihinden itibaren Topal Osman, Kel Hasan, Halil Tapanoğlu, Said Tapanoğlu, Mehmet Tataloğlu, Kara Mehmet, Larçınzade Hakkı Bey, Mehmet Tirali, İpsiz Recep gibi çetecilerle görüşüp Pontos Rumlarına yönelik başlattıkları saldırılarda 353 bin Rum katledildi.

İdamlar, Sürgünler

Katliam sonrasında ise geriye kalan Pontoslu Rum ve Pontos katliamına karşı çıkan Müslümanlar İstiklal Mahkemelerinde yargılandı. Bu yargılamalarda 69 Pontos Rumu idam edilirken, birçoğuna da çeşitli cezalar verildi. Yine Nurettin Paşa hakkında soruşturma başlatılması kararının alındığı gizli TBBM görüşmesinin yapıldığı aynı tarihte, yani 4 Ekim 1921 tarihinde Samsun’dan Amasya’daki İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilen 31 Müslüman kadın burada yargılandı. Fakat bu yargılamanın sonucunun ne olduğuna dair resmi bir kayıt bulunmuyor.

![](https://lemmy.world/pictrs/image/56b43f2f-ef6c-4626-ab46-eda4596dc9f8.webp)

1900’lü yıllar Trabzon’unda Pontoslu Rum kız öğrenciler

Pontos Soykırımı’nın son etabını ise 1923’te Lozan Antlaşması’na ek olarak yapılan mübadele uyarınca Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan zorunlu göçe tabi tutma izledi. Bu süreçte 1 milyon 250 bin Rum zorunlu göçe tabi tutularak, binlerce yıllık yurtlarından koparıldılar. Bunun yaklaşık 200 bini Pontos bölgesindendi. Bu sürecin de en büyük kaybını kadınlar yaşarken, yüzlerce kadın sürgün yollarında, Yunanistan’da karantina altında intihar etti. Yüzlercesi ise hastalanarak hayatlarını kaybettiler.

Unutmaya Zorlandık

Bu bilgiler yıllarca yazıldı, çeşitli rakamlar verildi. Fakat sayıların ötesinde yaşanan hayatlar vardı. Bu hayatlarda kimi zaman acılar zihnin derinlerine gömüldü, diller sustu. Bu acıları yaşamayan hatta bunların varlığından bihaber olan nesiller yetişti. Fakat Pontoslular da kimlikleriyle yüzleşti. Bu kimliği bilmeden büyüyen belki de Rum düşmanı olarak yetişen nesiller, kimliklerini fark etmeye, onunla yeniden tanışmaya başladı. Bunun üzerine yüksek lisans ve doktora tezi yazan ve kendisinin de bir Pontos Rum’u olduğunu 20’li yaşlarında öğrenen Mert Kaya’nın bu tezleri derleyerek kitaplaştırıldı.

Unutma ya da unutturulmanın bir politika olduğunu vurgulayan Kaya, “Tarih boyunca tüm uygarlıklar kolektif belleği yönetmek, bazı şeyleri unutturmak için ayrı bir çaba gösterirler. Unutmanın doğal sürecine müdahale edilerek unutturma süreçleri başlatırlar. Özellikle belirgin kahramanlık öyküleri parlatılarak, bazı durumların gölgede kalmasını sağlarlar. Bu bağlamda resmi tarih şemsiyesi altında anmalar ve fantastik anlatılarla siyasi otorite kendilerince hatırlanması gerekeni düzenler, dolaylı şekilde unutulması gerekeni de belirler ve hatta bu doğrultuda kolektif kimliklerini korumak adı altında stratejiler de geliştirir.”1 diyerek, geride kalan Pontosluların Rumluklarını unutmaya zorlandığını anlatıyor.

Bu unutma hali kitap için görüşülen kaynakların bir çoğunda ön plana çıkıyor. Birçok aile Rum olduğunu gizleyerek, hatta Rumlara düşman olarak büyüyor. Şu örnekler bu durumu çok iyi açıklıyor:

“‘Peki, sen Rum musun’ diye dedesine sorduğunda ise dedesinin kendisine silah gösterip, ‘seni vururum’ dediğini belirtti.” 2

“Hikayeyi öğrendikten sonra Rumca türkü öğrenmek istedim ama evde kısıtlama vardı. Babam çok tepki gösterirdi. Bana Rumca öğretmek istemezdi. Dışarıda ayrı baskı, evde ayrı baskı. ‘O dönem bitti, çevir sayfayı.’ diyordu babam hep. Kabul ettik ama söyleyemedik.”3

“Yunanistan’ın Türkiye’yi yok etmeye çalışan bir güç olduğunu anlattılar bize hep. Sonra öğrendik ki tam tersi.”4

İstenmeyenleriz

Kuruluş ideolojisinde Türklüğün bir imtiyaz olarak sunulması bunu gerektiriyordu. Barış Ünlü bu hali şöyle tanımlıyor: “Türklük belli görme, duyma, bilme, ilgilenme, duygulanma halleri olduğu kadar aynı zamanda belli görmeme, duymama, bilmeme, ilgilenmeme ve duygulanmama halleridir.”5 Yani, Türk olmak ve belirli imtiyazlara sahip olmak, Rum, Ermeni, Kürt olamamaktır. Bu durum Ünlü’ye göre belirli imtiyazlar yaratır.” Türk olmayanlar için Türklük performansını icra edebilme ve Türklüğe giriş yapabilme becerisi, hayatta kalmak için zorunlu bir stratejiler seti olarak karşımıza çıkıyor. Bu ise Türklüğün aynı zamanda bir imtiyazlar dünyası olduğunu düşündürüyor.”6 Ve Türk değilsen tüm bu imtiyazları bir anda kaybedebilirsin. Bunun için Pontoslular unutmayı ve Türk gibi yaşamayı seçti, çocuklarına, torunlarına hiçbir zaman gerçeği anlatamadı. Şanslı olanlar ise bir tesadüf eseri Rum olduğunu öğrendi belki ama bunu öğrenenlerin de üstünü kapatmayı seçmesi bu “imtiyazların” elinden alınması riskini doğurduğu için bunu görmezden gelmeyi seçmeyi tercih etti.

Fakat yine de Mert Kaya doktora çalışmasında Rumlar açısından bir etnik yeniden canlanmadan bahsediyor, geleceğe dair umutlarımızı yeşertiyor. Kaya “Zira hikayelerini aktaran kişilerin yaşadığı değişimler, sembolik olsun ya da olmasın, etnisite algılarındaki değişimlerle ve etnisite olabilmek adına dine ve dile yapılan vurguyla aktarılır. Bu durum bizi kesin biçimde etnik yeniden canlanma ihtimalini ve değişen kimlik stratejilerini düşünmeye yönlendirir.”7 sözleriyle bir umuttan bahsediyor. Fakat buna bir “ama” ekliyor: “… Dolayısıyla ulus devletler içerisinde var olabilecek bir etnik yeniden canlanma hali, olası tüm kimlik stratejilerinin şemsiyesi altında, ancak ve ancak uygun siyasi iklim bulabildiğinde, olabildiğince örtük, yer yer cesur ama bireysel şekilde gerçekleşebilir. Bu durum belirgin bir azınlık bilincine, yer yer “Persona Non Grata (İstenmeyen Kişi)” olunduğunun farkındalığına sahip olmakla da ulus devlet yapısının kırılganlığıyla da yakından alakalıdır.”8

Bu tespit, içinden geçtiğimiz süreç açısından da bir şeye işaret ediyor. Madem demokratikleşmeyi ve barışı konuştuğumuz bir dönemin içinden geçiyoruz. Tüm kimlikler, inançlar için “persona non grata” olma halini bir kenara bırakalım, Pontuslulara yaşatılan ve hâlâ yaşatılmaya devam edilen acılarla da yüzleşelim.

Mübadele: Ölüme Yürüyüş

İkinci bir hal ise Pontos’tan mübadele ile Yunanistan’a giden Helenlerin yaşadıkları. Pontoslular sadece Pontos topraklarının altında Rum, üstünde Türk olarak yaşayanlardan ibaret değil. 250 bin Pontoslu, binlerce yıllık topraklarından koparılıp Yunanistan’a göç etmek zorunda bırakıldı. Bunu da Acının Karşı Kıyısı‘nda9 Theodora İoanidu, kendi akrabalarının yaşadıkları üzerinden anlatıyor. Ordu Ünye’den Trabzon Maçka’ya oradan Gümüşhane Tandırlık’a uzanan hayat hikayeleri aslında tüm Pontos coğrafyasının 1916’da başlayan ama 1919 ile acıya bulanan hikayesi.

Bunu sadece Maria Ksanthopolu’nun hikayesinde İoanidu, şöyle anlatıyor: “1923’te mübadilleri taşıyan gemiye bindiler. Binlerce Pontos Rum’unun hayatına mal olan, İstanbul’un Anadolu tarafında bulunan Selimiye semtindeki kampın dehşetini yaşadılar.”10 Bu tanıklıklar o dönemki gazetelere de çıkarken, “6 Nisan 1923 tarihli Manchester Guardian gazetesi şöyle yazıyordu; ‘Selimiye’de yüz ölü sayıldı, bunların üçte ikisi günlerce yaşayanlarla birlikte bırakıldı. Tek odada, elli kişi hayatını kaybetti. Nihayet, yirmi bin göçmenden sadece dokuz bini hayatta kalabildi'”11

Pontos’tan başlayan ölüm yolculuğunda binlercesi yaşamını yitiren Pontoslular, gemilerle yaptığı yolculuklarda ve ulaştığı Yunanistan’daki karantinalarda da binlercesini kaybetti. Hayatta kalanlar için ise başka bir zorluk bekliyordu. Kendilerine “göçmen” gibi davranılan Pontuslular, çimento ve alçı fabrikalarında ucuz iş gücü olarak çalıştırıldı, sefalet içinde yaşadı. Bunun üstüne İkinci Paylaşım Savaşı döneminde Bulgaristan ve Nazi Almanya’sının işgaline uğrayan Pontosluların kentleri, hemen arkasından ise iç savaş ile katledilmeye devam edildi. İoanidu bu dönemi şöyle anlatıyor: “Fakir Yunanistan’ı zor ve sefil koşullarıyla boğuşan göçmenleri arasında dedemin, evrensel adaletle ilgili vaatlere hayran olması çok doğaldı. O zamanlar, yasadışı olan Rizospastis gazetesini okuyordu. Yeryüzünde haksızlığa uğrayan bütün insanlarla birlikte ortak bir mücadele vererek, adil bir dünya düzeni kurulabileceğine inanıyordu.”12 Fakat Pontuslular her şeye rağmen Pontuslu gibi yaşamaya, binlerce yıllık topraklarına özlem duymaya devam ettiler.

Görünür Olmaya Devam Edeceğiz

İoanidu kitabına aslında bir gerçekle başlayarak, “Hiçbir kitapta Karadeniz Helenizm’iyle ilgili tek bir satır okumadım. Varlığımız, yok olduğumuz yerdeydi. Pontos sorunu tamamen gündem dışıydı. Coğrafya olarak, Yunanistan’ın yarısına eşit bir bölgeden kovulmamışız gibi, memleketimiz tamamen göz ardı edilmişti. Bir kez daha, tarihsel sessizlik, birilerinin siyasi amaçlarına hizmet etmişti”13

sözleriyle bir gerçekliği yüzümüze vuruyor. Yine onun tarifiyle biz “diğer bazı Anadolu halkları gibi, 20. yüzyılın başında bizim tarihsel varlığımıza kasten uygulamaya konulmuş planların kurbanıyız.”

Fakat şunu hiç unutmamak gerekiyor ki Pontos’ta katledilenler, katledilmemek için kimliğini gizleyenler ya da mübadele edilenler sadece sayılardan ibaret değil. Onlar bu topraklarda yaşayan ve yaşamaya devam eden hayatlar… Ve bizi inatla görmeyenlere karşı, görünür olmaya, hatırlamaya ve hatırlatmaya devam edeceğiz. Bu topraklarda gerçek bir barıştan bahsedeceksek, en baştan başlayarak her şeyle ve herkesle yüzleşmemiz gerekecek.

Mert Kaya, Ben, Eski Ben Değilim- Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlarda Bellek ve Kimlik, İstos Yayınları, 2025, s. 41 ↩︎
Kaya, a.g.e., s. 106 ↩︎
Kaya, a.g.e., s. 163 ↩︎
Kaya, a.g.e., s. 207 ↩︎
Barış Ünlü, Türklük Sözleşmesi, Dipnot Yayınları, 2023, s. 16 ↩︎
Ünlü, a.g.e., s. 14 ↩︎
Mert Kaya, Ben, Eski Ben Değilim- Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlarda Bellek ve Kimlik, İstos Yayınları, 2025, s. 180 ↩︎
Kaya, a.g.e., s. 218 ↩︎
Theodora İoanidu, Acının Karşı Kıyısı-Karadeniz Rumlarının Yaşamış Olduğu Acılara On Bir Tanıklık, Öteki Yay, 2024, s. 88 ↩︎
İoanidu, a.g.e., s. 88 ↩︎
İoanidu, a.g.e., s. 88 ↩︎
İoanidu, a.g.e., s. 224 ↩︎
İoanidu, a.g.e., s. 23 ↩︎

https://www.elyazmalari.com/2026/05/18/varligimiz-inkar-edilse-de-vardik-variz-var-olacagiz/
Open discussion